Güncelurfa.com - Şanlıurfa ve Güneydoğu'nun Güncel Haberleri - Güncelurfa.com - Şanlıurfa'nın Güncel Haberleri
Advert
Advert
Dâvam için DEVAM
İbrahim Sözeri

Dâvam için DEVAM

Bu içerik 336 kez okundu.
Her zaman söylediğim ve doğruluğunu da şahsen tecrübe ettiğim bir söz vardır. “Kişi, geçmişini bilmeden, geleceğine doğru bir şekilde yön veremez.” Günümüzde de bazı kararlar alırken geçmişe göz atmakta yarar vardır. Önümüzde ki günlerde (24 Haziran 2018 tarihinde) Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Sadece ülkemizi ilgilendirmiyor bu seçim. Tüm islam coğrafyası bu seçime odaklanmış durumda. dolayısıyla vereceğimiz "1" tanecik oyumuz tüm Alem-i İslam'ın belkide kaderini değiştirecek. Bu yüzden bu seçimde dikkat etmeli ve tarihimizden aldığımız dersler ışığında yolumuzu doğru olarak çize bilmeliyiz. Tarih'in kara sayfalara yazıldığı son 100 yılda neler oldu bir göz atalım. Tarih Mart 1918. Yüzyıl öncesi. Henüz daha savaştan yeni 1.Dünya savaşı daha yeni bitmiş ülke açlık ve sefaletten perişan olmuştu. Her ne kadar zaferle kazanılmış gibi görünse de Osmanlı İmparatorluğunun kalbi olan İstanbul hâla ingiliz işgalinde ve Alem-i İslâm'ın Halifesi Sultan Vadettin kendi sarayında göz altında. Memleketin ve İslam aleminin refahı için Anadolu topraklarında yeni bir oluşuma ve birliğe ihtiyaç duyuluyordu. Padişah özel yatı olan Bandırma Vapurunu bu iş için 9. Ordu Müfettişi vazifesi ile görevlendirdiği Mustafa KEMAL'e bu kutlu vazifeyi verdi. Bu vazife çerçevesinde Samsun Erzurum ve Ankara başta olmak üzere çevre illere gönderilen komutanların teşkilatlanmasıyla Kuva-yi Milliye birlikleri oluşturuldu. Bu birlikler sayesinde Anadolu'ya yapılacak işgal hareketleri önlendi. Kazanılan zaferlerin mutabakata dönüşüp çıkarlar elde edilmesi için B.M.M (Büyük Millet Meclisi) kuruldu. Bu Meclis İşgal altında bulunan Halife'nin yerine kararlar alacak ve ülkenin menfaatine yönelik kazanımlar elde edecekti. Meclis'de her kesimden insanlar bulunuyordu. Esnaf, Zanâatkâr, Muallim Çiftçi, Asker, Doktor, Yazar... Meclis Dualarla açılmıştı. Kurbanlar kesilmişti. İslâm âlemine hayırlara vesile olması temenni ediliyordu. Ancak sonradan tavır değiştiren hükümet yetkilileri 1 kasım 1922'de hilafeti kaldırılıyordu. Padişah'ın tüm malvarlığına el konularak ailesi hatta kundaktaki aile efradı ile birlikte sürgüne gönderiliyordu. Yine aynı tarihte gerilemenin sebebi olarak gösterilen arab alfabesi tedavülden kaldırılıyor ve yerine latin alfabesi getiriliyordu. Bir millet bir gecede tamamen cahil bırakılmıştı. Artık arab alfabesi ile okumak yazmak hatta arab alfabesi yazılan kitap bulundurmak bile ihtivası ne olursa olsun yasaktı. Ülke işgal edilmemişti ancak ülkenin uğruna savaştığı tüm değerler bir bir elden gidiyordu. Büyük bir oyun dönüyordu. Bu oyunu farkeden Kâzım KARABEKiR paşa kendisi ile aynı düşüncede yer alan arkadaşları ile 17 Kasım 1924'de "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" (TCF) adı ile ilk muhalefet partisini kuruyordu. Ne Yazık ki ömrü fazla uzun sürmüyordu. Cumhuriyet Halk Fıkrası(CHF) TCF'yi, Şeyh Said Ayaklanmasını desteklediği iddiası ile 3 Haziran 1925'de Bakanlar kurulu kararı ile kapattı. İşte o günden itibaren Türkiye Maddi ve Manevi olarak rahat yüzü görmedi. Savaşta yapamadıklarını içimize sızdırdıkları hainler ile yapıyorlardı artık. Ve o acı günler arka arkaya gelmeye devam etti. 25 Kasım 1925'de "Kılık Kıyafet Kanunu" ve Takrir-i Sükûn Yasası çıkarıldı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Bu Vatan için savaş meydanlarında dişini tırnağına katıp canını malını anasını evladını ve sevdiği neyi varsa ortaya koyan bu aziz millete, eşkiyadan daha hakir muamele revâ görüldü. Binlerce âlim idam edildi. 1928 yılında anayasadan "Devlet’in Dini İslâmdır" ibaresi çıkarıldı. Şubat 1932 yılında ise Ezan türkçeleştirildi. Son olarakta 1937 Anayasası ile "Devletin Dini Laiktir" maddesi anayasaya eklendi. Laiklik adı altında türlü zûlümler ve haksızlıklar yapılmaya başlandı. Tam 18 Yıl boyunca minarelerden Türkçe Ezan Okundu, Arapça hiçbir yazıyı okumak yazmak ve dahi bulundurmak yasaktı aksi halde ceza-i işlem gerektiriyordu, Hemde %99'u Müslüman bir ülkede! Osmanlı Arşivleri hurda kağıt parasına dış ülkelere satılıyor, üretim namına hiçbir irtifa kazanılamıyordu. Yandaş devlet idarecileri bolluk içinde gününü gün edip, servetlerine servet katarken, halk açlıktan ve sefaletten perişan olmuştu. Başını kaldıranın başını eziyorlar, insanlara rahat bir nefes aldırmıyorlardı. İşte tam bu siyahın en koyu olduğu gecede güneş gibi parladı Adnan Menderes. İlk yaptığı faaliyet, Ezan'ı Muhammed-i'yi Arapçaya çevirmek oldu. Ülkemizin kaderini kendi elinde bulundurmak isteyenlerin hedeflerine girmeye bu icraatı yetti. Gel gelelim tek bir parti yoktu artık. Ayrıca seçim sistemi “Açık oy Gizli Sayım” yerine “Gizli oy, Açık sayım” olarak değişmişti. Adnan Menderes Hükümeti ile Türkiye’de İlk 5 yılda ekonomi rahatladı, halkın yüzü gülmeye başladı. Türkiye'nin Gayri Safi Milli Hasılatı artıyordu. 1951,1954,1955,1957,1960 seçimleri olmak üzere üst üste girdiği 5 seçimde Halk onu seçti ve O'da icraat ve faaliyetlerine devam etti. Türkiye kara yolu ile tanışıyordu artık. İlk asfalt yollar bu zamanda ülkemize kazandırıldı. Ankara'da ODTÜ'yü, Trabzon'da KTÜ'yü kurdu. Ülkenin genetiğine uygun Terakki ve ittihatlar ile ülkeyi şahlandırıyordu. Şer ittifakı Türkiye’ye el atmalıydı artık. Aksi halde kontrolden çıkabilir Ortadoğu için yapmış oldukları planlarını güçlü bir Türkiye bozabilirdi. Artık hedef açık ve net bir şekilde Adnan MENDERES olmuştu. Sebepsiz yere, yerden mantar gibi biten, meydanlara çıkan toplulukar, Menderes için ağza alınmayacak sözler sarf ediyor, Üniversitelerde gençler kışkırtılıyordu. Menderes için şer ittifakının tasmalı medyası "Hırsız, Diktatör, Vatan Haini..." gibi manşetler atmaya başlıyorlardı. Menderes'in imhasına zemin hazırlanıyordu. Tarih, 27 Mayıs 1960'ı gösterdiğinde bekledikleri gibi oldu ve Askeri darbeyi yaptılar. Akabinde O güzel insanı MENDERES’i idam ettiler. Sonrasında Askeri dikta, ülkeyi ehliyetsiz kişilerin yönetimine bıraktı. Yoksulluk, Adaletsizlik, Kaos, Sağ-Sol Meseleleri ...vb. Ülke 20 yıl rahat görmedi. Hastane Kuyruklarında ölenler, açlık, sefalet bu millete reva görüldü. Takip eden 23 yılda tam 21 hükümet kuruldu. Her hükümet kendi cebini doldurdu ve sırayı diğerine bıraktı. Ekonomiyi düzeltmek için dış ülkelerden yüksek faizli borçlar alınıyor ve bu paralar tekrardan dış ülkelere kaçırılıyordu. Sonra bir yiğit daha çıktı meydana, Turgut ÖZAL. O Halk'ın adamıydı. Önce 1980 yılında 12 Eylül darbesi sonrası Ekonomik işlerden sorumlu Başkan yardımcılığı görevini üstlendi. Bu dönemde "24 Ocak Kararları" ile anılacak, dahiyâne ekonomik yaptırımlar ile develüasyon geriliyor ekonomik kalkınmanın önü açılıyordu. Türkiye ilerleme kaydediyor ve şer ittifakının kontrolünden çıkmaya başlıyordu. Bu sefer hedefte “Turgut ÖZAL” vardı. Nisan 1993'de Turgut ÖZAL zehirlenerek şehit edildi. Ancak olay medyaya kalp krizi olarak intikal ettirildi. Çok sonradan anlaşılmıştı işin içinde CİA uzantılı ve destekli Fetullah GÜLEN’in olduğu. 1969’dan beri devlet içerisinde oluşum kurmaya başlamış ve ülkenin cumhurbaşkanının yiyeceği yemeğe dahi zehir atmaya güç getirebilir duruma gelmişti. Sonrasında güzelim ülke, iki iş bilmez siyasetçinin elinde oyuncak oluyordu. Tansu ÇİLLER ve Mesut YILMAZ adeta "Bir ülke nasıl yönetilmez" konulu tiyatrosunu vatandaşa sergiliyorlardı. Akabinde Karaoğlan sahneye çıkıyor, İnsanlar yeter artık diyordu. Yazar kasaların havalarda uçuştuğu dönemleri görüyordu milletimiz. Ülke dış borç batağında, memuruna, işçisine dahi maaş ödeyemeyecek dereceye gelmişti. İşte yine böyle karanlık bir günün sabahı olmuş ve Haziran 1996 yılında Prf.Dr. Necmettin ERBAKAN, Refah partisi ile siyaset meydanında yerini alıyordu. Çok kısa sürede (sadece"1"yıl zarfında) o kadar büyük hizmetler yaptı ki yine iblisin ordusu tahammül edemediler ve saldırıya geçtiler. 28 Şubat 1997 yılında adı Post-Modern Darbe olarak anılacak bir not daha düşüldü tarihin kara sayfalarına. Refah Partisi Kapatıldı. O gün Türk Lirası , Dolar karşısında bir gecede %45 değer kaybetti. Develüasyonlar, Enflasyon canavarları halkın cebindeki parayı sömürüyordu. Halk artık bıkmıştı, bir kurtarıcı gelsinde bu günler sona ersin istiyordu. Dualar ile gelen o kutlu insan Recep Tayyip ERDOĞAN topraktan inkişaf eden bir tohum gibi, okuduğu şiir yüzünden girdiği hapishaneden çıkıyor ve aynı dâvaya gönül vermiş arkadaşları ile 14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisini kuruyordu. Kasım 2002 yılında İlk girdiği seçimde %34.4 oy oranı ile tek başına hükümet görevini sırtlanıyordu. "Muhtar bile olamaz" dedikleri uzun adam, devletin enkazının altına elini sokuyor ve o enkazdan harika işler çıkarmaya başlıyordu. 5 yılda öyle inanılmaz mesafeler alındı ki hiç kimse inanamadı. Öyle bir şahlanıştı ki Türkiye'nin 100 yıllık geçmişinde ki irtifa ve daha fazlası, 5 yıl gibi kısa bir sürede alındı. Yollar, Köprüler , Üniversiteler, Okullar, Hastaneler… Vatandaş, insan olduğunu tekrardan hatırlıyor, refah ve huzura çok uzun yıllar ardından tekrardan kavuşuyordu. Türkiye’de kısa sürede yüzlerce fabrika açılıyor ve artık ciddi oranda ihracat yapabilen bir ülke konumuna gelebiliyorduk. Hızla güçlenen Türkiye yine şer ittifakının menziline giriyordu. AK Parti döneminde ki ilk yaptıkları ciddi faaliyet “Nisan 2007'de E-Muhtıra” oldu. Asker darbe sinyali veriyordu. Cumhuriyet Mitingi adı altında ihanet mitingleri düzenliyorlardı. Temmuz 2007 seçimine gölge düşürmesini düşündükleri bu girişimde neticesiz kalmış ve AK Parti %46.7 ile tekrardan güven tazeleyip tek başına hükümet olarak kaldığı yerden devam ediyordu. Ağustos 2008'de Eşinin başörtüsü nedeni ile Laiklik tartışmalarına konu olan Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçilmiş ve hem hükümet hem de Cumhurbaşkanı artık AK kadrolara teslim edilmişti. Şer ittifakı bunu hazmedemedi. Kontrol elden gidiyordu artık. 2008 yılında Halkın meşru olarak seçtiği AK Partiyi kapatmak için Yargıtay’a başvuruda bulunuldu. Neyse ki bu girişim kıl payı da olsa sonuçsuz kaldı. Ülkemizde bunlar yaşanırken Büyük Şeytan Amerika'nın, Arap Baharı adı altında oluşturduğu fitne ateşi önce Mısır’ı yangın yerine çevirdi. Sonra Suriye’de uygulanmaya başlandı. Suriye’de de iç savaş çıkarmayı başarmışlardı arık. Demek plan güzel işliyordu. Önce devlet’in başını Diktatör olarak göster, sonra halkı sokağa dök ve iç savaş çıkar. Hem daha öncesinde cennet mekân 2.Abdulhamid Han zamanında da bu plan İstanbul’da tutmuş ve Sultan tahttan indirilmişti. Türkiye içinde aynı plan devreye konulmalıydı. Bunun için altyapı çalışması olarak Fetö , Eylül 2012 tarihinde yargıda ki hücrelerini harekete geçiriyor ve Balyoz Davası ile askeriye de kendi ajanlarını yerleştirebilmek için, mevcut komutanları düzmece oyunlar ile hapse attırıyordu. Bu konuda AK Parti hükümeti yargının vermiş olduğu kararları şaşkınlıkla izliyordu. Ancak Güçler ayrılığı ilkesi gereği müdahelede bulunmuyordu. Mayıs 2013’de IMF borcu ödenip sıfırlandı. Türkiye'nin tam atak yapacağı zaman dilimiydi. Şer İttifakı tekrar harekete geçti. Daha güçlü bir şekilde saldırmalı ve bu işi bitirmeliydi. Bu kez Kahire olaylarında baş rol üstlenen profösyonel aktörlerini sahaya çıkarıyor ve insanları provoke etmeye başlıyordu. 2013 yılında Gezi Parkı Eylemleri tam da istedikleri bir zemini teşkil ediyordu. Görünürde mesele ağaç gibi gösterildi önce, oyunun iç yüzü ise ağaç eylemini “Diktatör Lider” eylemlerine dönüştürüp tüm ülkeyi iç savaşa sürüklemekti. İnsanlar provoke edildi, Taksim savaş meydanına çevrildi ekonomi ağır yara aldı. istenildiği gibi gidiyordu. Profesyonel provokatörler özel eğitim kursları veriyor, halkı sokağa dökmek para dağıtıyorlardı. İstanbul'da başlatılan olaylar Ankara ve İzmir başta olmak üzere tüm ülkeyi içine alan bir ateş çemberine dönüştürülüyordu. Recep Tayyip ERDOĞAN ise oyunun iç yüzünü görüyor ve planını çiziyordu. İlk önce eylemcileri serbest bıraktı. Olaylar büyümeye başlıyor ve ciddi manada bir kalabalık oluşuyordu artık. Bu kalabalığı fırsata çevirmek isteyen Kemal Kılıçdaroğlu Kadıköy'de “1 Haziran 2013” tarihinde yapacağı CHP mitingini Taksim-Gezi Parkına taşımaya karar verdi ve aynı gün tüm seçmenleri ile Kadıköy’den Taksim’e harekete geçti. Ancak Kılıçdaroğlu'nun oyunu elinde patladı. Halkın desteğini almayı uman ve bundan çıkar sağlayacağını zanneden bay Kemal büyük bir hüsrana uğradı. Seçim meydanı çok geçmeden KAOS alanına dönüştü. Safiyane niyetle taksime giden vatandaş, işin iç yüzünü görmeye başladı. Meselenin ağaç olmadığını “Türk bayrağı” Taksim'in ortasında yakılınca farketti. O an kandırıldığını anladı ve meydanı terk etti. Ardından ERDOĞAN bir hamle daha yaptı ve 16 Haziran 2013 tarihinde Kazlıçeşme’de yüzbinlerin toplandığı "Milli İradeye Saygı" mitingi düzenledi. Artık bıçak kemiğe dayanmıştı ve son sözlerini söyledi Reis. Artık işin rengi değişmişti. Durumun ciddiyetini fark eden ve bir şey yapamayacaklarını anlayan şeytanın oyuncakları çil yavrusu gibi dağıldılar. Ancak bu kalkışmanın Ekonomiye zararı 160 Milyar Dolar oldu. Ülke ekonomisi ağır yara aldı. Dolar %15 değer kazandı TL karşısında. Daha yeni yeni gezi oyunundan çıkarken ikinci bir oyun kapımızı çalıyordu. 2013 yılı 17-25 Aralık süreci yaşanıyor, din adına insanları sömüren pensilvanyadaki büyük şeytan perde arkasından yüzünü gösteriyordu. Piyonlar, ellerinde "Hırsız Var" Pankartı ile sokaklara salınmış ülkenin Başbakanına ağza alınmayacak sözler sarfediyorlardı. Çünkü Türkiye'yi bir an bile rahat bırakmamaları gerekiyordu. Bu sefer amaç Akparti ve Recep Tayyip ERDOĞAN’ı itibarsızlaştırmaktı. Tıpkı Menderes’e yaptıkları gibi aynı cümleler ile saldırılıyor, insanların aynı hassas noktalarına dokumaya çalışıyorlardı. Dolar bu seferde %20 değer kazanıyordu. 2014 yılına girmiştik artık. Ocak ayında FETÖ ihanet çetesi MİT tırlarını çevirmiş yalan dolan haberler ile Milli İstihbarat Teşkilatı’na türlü türlü iftiralar atıyorlardı. 6-7 Ekim 2014 tarihlerinde ise, Selahattin Demirtaş adlı piyon sahaya çıktı. Amacına Gezi Parkı olayları ile İstanbul’da ulaşamayan ittifak-ı şer güneydoğuyu karıştırmayı planlamıştı bu sefer. Kobani olayları patlak verdi. Döviz %10 civarı değer kazanmıştı tl karşısında. Ama bilmedikleri bir şey vardı. Ramazan’da açlık ile İbadet eden bu milleti fakirlikle imtihan etmek kimsenin haddi değildi. HDP adlı terör yandaşı parti, resmi twitter hesaplarından insanları iç savaşa çağırıyordu. 50 vatandaşımız iç çatışmalar neticesinde hayatını kaybetti. Ama pes etmedi koca yürekli adam. "Dik dur eğilme bu millet seninle" deniliyordu. Reis duruşunu bozmuyordu. Çok buhranlı günler geçiriyordu güzel ülkem. Çünkü Büyük Şeytan Amerika ve onun yardakçıları olan Avrupa devletleri Türkiye’yi bir an önce istedikleri düzeye getirmek istiyorlardı. Bunu bir türlü başaramadıkları için sürekli saldırmaya devam ediyorlardı. FETÖ, PKK, DAEŞ, tasmaları aynı el tarafından tutulan köpekler gibi Türkiye’yi ortak hedef haline getirmişlerdi. Artık Şer ittifakı başarısızlığın ve amacına ulaşamamanın vermiş olduğu hırçınlıkla elinden geldiğince saldırmaya başlayacaktı. Hatta o kadar şiddetli saldıracaklardı ki 2 yıllık bir zaman zarfında, 10’larca hükümeti düşürmeye yetecek kadar faaliyetler içerisine girdiler. Bu faaliyetlerin bazılarını sıralayalım; 6 Ocak-2015 - Sultanahmet'te Polise Canlı Bomba Saldırısı 5 Haziran-2015 HDP'nin Diyarbakır Mitingine Bombalı Saldırı 20 Temmuz-2015 - Suruç'ta Bombalı Saldırı (32 Ölü) 8 Eylül-2015 - Iğdır'da PKK bombalı Saldırısı (13 Polis Şehit) 24 Kasım-2015 - Rus Jeti Hava Sahasını İhlal Ettiği Gerekçesiyle Düşürülmesi 12 Ocak 2016 - Sultanahmet Meydanı'nda IŞİD Saldırısı (12 Ölü) 14 Ocak -2016 Diyarbakır Çınar bombalı araç Saldırısı (6 Ölü) 17 Şubat -2016 Ankara Merasim Sokak bombalı Saldırısı (29 Ölü) 13 mart-2016 Kızılay'da bombalı saldırı (38 Ölü) 19 Mart -2016 IŞİD Terörü Bu Kez İstiklal Caddesi'nde (4 Ölü) 27 Nisan -2016 Bursa Ulucami Yakınında Canlı Bombalı Saldırı 7 Haziran -2016 İstanbul Vezneciler'de Terör Saldırısı (29 Ölü) 28 Haziran 2016 Atatürk Havalimanı'nda IŞİD Saldırısı(45 Ölü) Şer cephesi topunu tüfeğini almış üzerimize gelirken içimizde ki irlandalılar, %87 katılım oranı ile yapılan seçimde oyların %49,48’ini alan AK Partiye ve Recep Tayyip ERDOĞAN’a hâlen diktatör iftirası atmaktan utanmıyorlardı. Bu saldırılar neticesinde de amaçlarına ulaşamayan şer ittifakı 40 yıllık projesini devreye koymaya karar verdi. 40 yıl boyunca ilmek ilmek dokunan emek verilen FETÖ ihanet çetesi, Tarih 15 TEMMUZ 2016’yı gösterdiği esnada tüm aşikârlığı ile vatana ihanet etmeye yani meşru hükümet ve Cumhurbaşkanı’nı indirmek için DARBE teşebbüsüne yeltendi. Elhamdulillah Rabbimize ki amaçlarına ulaşamadıkları gibi tüm gizli yapılanmaları aşikâr oldu. 40 yıllık planları, projeleri, emekleri, bir gecede Aslan yürekli bir Cumhurbaşkanı ve ona gönül veren yiğitler sayesinde suya düştü. Fetullah Gülen’in neden canı gönülden beddua ettiğini şimdi daha iyi anlamışsınızdır umarım. Bu ağır mağlubiyetin vermiş olduğu panik ile ellerinde kalan hücreleri harekete geçirmeye devam ettiler. Sırasıyla ; 20 Ağustos-2016 IŞİD Gaziantep'te Kına Gecesini Hedef Aldı (56 Ölü) 10 Kasım-2016 Derik Kaymakamlık Binasına Terör Saldırısı: Kaymakam Safitürk Şehit Düştü 10 Aralık İstanbul Beşiktaş Vodafone Arena önünde bombalı araç saldırısı (44 Şehit) 17 Aralık - Kayseri'de Çarşı İznine Çıkan Askerlere Bombalı Saldırı (14 şehit) 19 Aralık - Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'a Suikast 1 Ocak-2017 Reina’ya Saldırı: (39 Ölü) Bu olaylara rağmen, ihracatta artış değerlerimiz artıyor ve ülke olarak büyüyorduk. Ancak döviz artıyor ve alım gücü azalıyordu. Piyasadan para çekilmiş insanlar ekonomik zorluk yaşıyordu. Ancak devlet içerisinde ki Fetö yapılanmasnını büyük çoğunlukla temizlenmesi ile artık M.İ.T. , Polis ve Asker , gerçek mânada milli oldu. Bombalı eylemlerin önü kesidi. Eş zamanlı yapılan operasyonlarla terör örgütü çok ağır kayıplar vermeye başladı. Fırat kalkanı ve Afrin Operasyonları ile sınır hattımız güvenceye alındı. Mazlumların sığınacak bir kapıları oldu. Şer ittifakı artık strateji değiştirmek zorunda kaldı. Silah ile yapamadığını para ile yapmanın peşine düştü. Son günlerde yaşadığımız dövizde ki anormal yükseliş bunun en büyük kanıtı. Bir ülkenin ekonomisi ne kadar iyi olursa olsun, eğer global bir ülke iseniz illa ki sizden daha büyük ekonomiye sahip ülkelerin etkisi altında kalırsınız ve geçici de olsa size yaptırım uygulayabilirler. Bu bizim devletimizin ve ekonomimizin güçsüz olduğu manasına gelmez. Şu manaya gelir; gelişmekte olan ülkelerden biri olan Türkiye, hâli hazırda gelişmiş ülkelere (ABD, İngiltere, Almanya…) karşı, Suriye ve Ortadoğu’da Müslümanlara reva görülen zulme ve orada oynanan rant oyunlarına sessiz kalamaması neticesinde, bu ülkelerin ekonomik müdahelelerine maruz kalması demektir. Kaldı ki bu müdahelelere gelişmiş ülke olarak nitelendirdiğimiz Rusya bile kendi seçimlerinde maruz kaldı. Vel Hasılı Kelâm sakın zannetmeyin ERDOĞAN seçilirse rahata ereceğiz ve her şey güllük gülistanlık olacak. Tam tersine Şer ittifakı daha fazla saldırmaya başlayacak. Ama biz de daha güçlü cevap vereceğiz. Bu bir şuur meselesidir. Dâva bilincidir. Bu bilinçte olan herkese söyleyeceğim tek söz şudur. ...:::DÂVAM İÇİN DEVAM:::...
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Vali Erin En Büyük önceliğimiz Hukuktur
Vali Erin En Büyük önceliğimiz Hukuktur
2018 Anne Ölümleri Değerlendirme Toplantısı
2018 Anne Ölümleri Değerlendirme Toplantısı